15 Şubat 2026 Pazar

Batum’da Halk Sanatlarının Kalbi-Yılmaz Parlar

  

Batum'un Kültürel, Devlet Sanat Merkezi, Gelenekleri Canlandırıyor, Yeni Nesilleri Sanatla Buluşturuyor

Ajara Halk Sanat Okulu – Kültürün, Folklorun ve Geleceğin Işığı, Geleceğe Miras Bırakan Bir Merkez

Batum, Karadeniz'in inci tanıtımını sadece doğal güzellikleriyle değil, aynı zamanda zengin kültürel üretimleriyle da hak ediyor.

Gürcistan’ın kültür kenti Batum, sadece Karadeniz’in ışıltısıyla değil, aynı zamanda köklü Kafkas sanat geleneklerini yaşatmasıyla da öne çıkıyor.

Şehrin kültürel dokusunu oluşturan ve geleneksel sanatları yaşatma misyonunu üstlenen önemli adreslerden biri ise Batum Devlet Sanat Merkezi .

Bu zengin mirasın en önemli taşıyıcılarından biri Ajara Halk Sanat Okulu. Bünyesinde folklor, dans, müzik, kültürel etkinlik organizasyonu ve geleneksel el sanatları konusunda eğitimler sunan bu kültür merkezi, bölgenin sanat geleceğini şekillendiren bir akademi niteliği taşıyor.

Bu merkez, sadece bir sanat dünyasının ötesinde, nesilden nesile aktarılan kültürel değerler benimseyen ve yayan bir köprü görevi görüyor

Okulun hem yerel hem uluslararası platformlarda kültürel etkileşimi güçlendirmek için yetiştirdiği öğrenciler, Kafkas halklarının köklü estetik anlayışını geleceğe taşıyor.

Kültür Danışmanı Meri Diasamidze, Batum’un Güler Yüzlü Kültür Elçisi

Batum gezimiz boyunca bize rehberlik eden Kültür Danışmanı Meri Diasamidze, sadece ülke sevgisiyle gönüllü görevini yapan bir isim değil; Gürcü kültürünün yaşayan temsilcisi, folklorun ruhunu taşıyan zarif bir profesyonel rehber gibi öne çıkıyor.

Diasamidze’nin alanındaki uzmanlığı, zarafet dolu iletişim becerileri ve bölgesine duyduğu sevgi, Batum’un kültürel zenginliklerini yerinde keşfetmemizi sağlayan paha biçilemez bir katkıydı.

Onun rehberliği sayesinde Gürcü kültürünün derinliği, dansın ritmi, müziğin kucaklayıcı tınısı ve halk sanatlarının büyüsü çok daha anlamlı bir şekilde deneyimlendi.

Diasamidze, Ajara Halk Sanat Okulu’nun yetiştirdiği değerli kültür emekçil kursiyerlerinden biri olarak da bölgenin kültürel mirasına güçlü bir ışık tutuyor.

Ajara Halk Sanat Okulu, Gelenekten Evrensele Uzanan Sanat Köprüsü

Okulun direktörü Vakhtang Beridze, yıllardır kültür ve eğitim alanında uzman olarak yürüttüğü çalışmalarla kurumu bölgenin sanat üssü haline getirmiş durumda.
Kurumda verilen kısa süreli profesyonel eğitim programları—Kültürel Etkinlik Organizatörlüğüfolklorik enstrümantal birlikte yönetimikütüphanecilik ve çeşitli halk sanatları branşları—öğrencilere hem mesleki hem de kültürel kimlik kazandırıyor.

Uluslararası kültürel organizasyonlarda görev alabilecek nitelikte yetiştirilen kursiyerler arasında:

Meri DiasamidzeTsisnami DavitadzeIrma ZedginidzeMariami KelenjeridzeMaia SurmanidzeAna Surmanidze

Bu yetenekler, Gürcü kültürünü dünyaya tanıtacak geleceğin kültür elçileri olarak dikkat çekiyor.

Gürcü ve Kafkas Danslarının Heybeti

Okulun en etkileyici bölümlerinden biri ise hiç kuşkusuz Kafkas ve Gürcü danslarının işlendiği dans akademisi.
Burada öğrenciler, adeta tarih sahnesinden fırlamış gibi duran kıyafetlerle sahneye çıkarak izleyenlere büyüleyici bir deneyim sunuyor.

Kafkas danslarının sert duruşu, çevik adımları ve gurur dolu anlatımı; Gürcü halk danslarının zarif dönüşleri ve dramatik ritimleri ile birleşince ortaya gerçek bir kültür şöleni çıkıyor.

Bu danslar sadece bir gösteri değil; bir milletin karakteri, geçmişi ve gururudur. Ajara Halk Sanat Okulu bu mirası eğitimle, disiplinle ve ustalıkla geleceğe taşıyor.

Yöresel danslar, ezgiler ve geleneksel anlatımlar, uzman eğitmenler eşliğinde yeni nesillere aktarılıyor. Bu çabalar sayesinde Batum'un köklü folklor geleneğinin unutulmaması ve canlılığın kopması hedefleniyor

Geleneksel El Sanatları, Makromenin, Keçenin ve Kök Boyanın Büyüsü

El sanatları eğitiminde öne çıkan isim Mzia Buigishvili, öğrencilere makrome, keçe, kök boya motifleri, boncuk işçiliği ve eski kültürden türetilmiş pek çok obje tasarımı öğretiyor.

El Sanatlarında Maharetli Dokunuşlar

İplerin düzenlemeleri makrome tekniğiyle zarif duvar süsleri, aksesuarlar ve mobilyalar tasarlanırken; yünlerin renkli dünyasında şekillenen keçe sanatı ile özgün çantalar, giysiler ve dekoratif objeler ortaya çıkıyor.


Bu atölyeler, özelliklerine hem el becerilerini geliştirme imkanı sunuyor hem de yaratıcılıklarını kullanarak ortaya somut ve estetik ürünlerin çıkarma keyfini yaşatıyorBu bölüm, geleneksel sanatların sadece korunmadığı; aynı zamanda yeniden yorumlandığı yaratıcı bir laboratuvar gibi çalışıyor

Batum’un Kültür Hazinesi Yaşıyor ve Büyüyor

Ajara Halk Sanat Okulu, Gürcistan’ın kültür damarlarını canlı tutan, gelecek nesillere aktaran bir sanat mabedi.
Kültür Danışmanı Meri Diasamidze gibi değerli isimlerin katkıları ise bu mirasın daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlıyor.

Kültürel Organizasyonlar ve Kurslarla Sürekli Bir Etkileşim

Sanatsal Faaliyetler ve Müzik Eğitimiyle Doyasıya Bir Kültür Hayatı

Merkez, geniş bir yelpazede operasyonel faaliyetleri barındırıyor. Çeşitli sergiler, dinletiler ve gösterilerle sanatseverlere kapılarını aralayan merkezin önemli bir diğer kolu ise müzik dinletisi,

Geleneksel Gürcü müzik enstrümanlarından modern enstrümanlara kadar pek çok alanda verilen müzik dersleri, Batum'un müzikal potansiyelini de besliyor.

Hem bireysel yeteneğin keşfedilmesine hem de toplu müzikal projelere zemin hazırlayan bu eğitimler, şehrin sanat hayatına canlılık katıyor.
Batum Devlet Sanat Merkezi, düzenlenen kültürel organizasyonlar ve çeşitli kurslarla halkla sürekli bir iletişim içinde olmayı başarıyor.
Yıl boyunca gelişen festivaller, seminerler, paneller ve özel gün etkinlikleri, Batum halkını ve konuklarını sanat ve kültürle buluşturuyor.
Bu etkinlikler, farklı disiplinlerden sanatçılar, akademisyenler ve sanat meraklılarını bir araya getirerek bilgi ve deneyim paylaşımına olanak sağlıyor.

Bu ziyaret, sadece bir gezi değil; kültürün yeniden doğduğu, sanatın nefes aldığı bir yolculuktu.

yilmazparlar@yahoo.com

The Heart of Folk Arts in Batumi

Batumi’s Cultural State Art Center Revives Traditions and Connects New Generations with Art
Ajara Folk Art School – A Beacon of Culture, Folklore and the Future; A Center That Preserves Heritage for Generations to Come

Batumi, the pearl of the Black Sea, deserves recognition not only for its natural beauty but also for its rich cultural production.
Georgia’s cultural city Batumi stands out not only with the sparkle of the Black Sea but also with its deep-rooted Caucasian artistic traditions.
One of the most important institutions shaping the city’s cultural identity and dedicated to preserving traditional arts is the Batumi State Art Center.

Among the key pillars carrying this rich heritage is the Ajara Folk Art School.
Offering education in folklore, dance, music, cultural event organization and traditional handicrafts, this cultural center functions as an academy shaping the artistic future of the region.
The center is more than just an art institution—it serves as a bridge that embraces and transmits cultural values passed down from generation to generation.

Students trained here strengthen cultural interaction both locally and internationally, carrying the deep aesthetic understanding of the Caucasian peoples into the future.

Culture Consultant Meri Diasamidze – Batumi’s Warm-hearted Cultural Ambassador

Throughout our visit to Batumi, Culture Consultant Meri Diasamidze guided us with dedication.
She is not only someone who voluntarily serves her country with love, but also a living representative of Georgian culture—an elegant, professional guide who carries the spirit of folklore.

Diasamidze’s expertise, her refined communication skills, and her love for her region were invaluable contributions that allowed us to discover Batumi’s cultural richness on site.
Through her guidance, the depth of Georgian culture, the rhythm of its dances, the embracing tones of its music, and the magic of folk arts were experienced more meaningfully.

Diasamidze, as one of the distinguished trainees raised by the Ajara Folk Art School, also sheds strong light on the region’s cultural heritage.

Ajara Folk Art School – A Bridge from Tradition to Universality

The school’s director, Vakhtang Beridze, has turned the institution into the region’s artistic hub through his longstanding expertise in culture and education.
The professional short-term programs offered by the school—Cultural Event Organization, Folkloric Instrumental Ensemble Management, Librarianship and various folk arts branches—provide students with both professional and cultural identity.

The trainees prepared to take part in international cultural organizations include:
Meri Diasamidze, Tsisnami Davitadze, Irma Zedginidze, Mariami Kelenjeridze, Maia Surmanidze, Ana Surmanidze.
These talented individuals stand out as the future cultural ambassadors who will introduce Georgian culture to the world.

The Majesty of Georgian and Caucasian Dances

One of the most impressive departments of the school is undoubtedly the dance academy dedicated to Caucasian and Georgian dances.
Here, students take the stage in costumes that seem to have stepped straight out of history, offering a captivating experience to the audience.

The firm posture, agile steps and proud expression of Caucasian dances—combined with the graceful turns and dramatic rhythms of Georgian folk dances—create a true cultural spectacle.
These dances are not merely performances; they embody the character, history and pride of a nation.
Ajara Folk Art School ensures that this heritage is carried into the future through education, discipline and mastery.

Traditional dances, melodies and narrative expressions are passed down to younger generations under the guidance of expert instructors.
Thanks to these efforts, Batumi’s deep-rooted folklore tradition aims to remain alive and unbroken.

Traditional Handicrafts – The Magic of Macramé, Felt and Natural Dyes

In the field of handicrafts, instructor Mzia Buigishvili teaches students macramé, felt making, natural dye motifs, beadwork and many objects derived from ancient culture.

Masterful Touches in Handicrafts

With macramé techniques, threads are transformed into elegant wall decorations, accessories and furniture; while the colorful world of felt gives birth to unique bags, garments and decorative objects.
These workshops not only enhance students’ manual skills but also offer the joy of creating tangible and aesthetic works using their creativity.

This department functions like a creative laboratory where traditional arts are not only preserved but also reinterpreted.

Batumi’s Cultural Treasure Lives and Grows

Ajara Folk Art School is a sanctuary of art that keeps Georgia’s cultural lifeline vibrant and passes it on to future generations.
Contributions from valuable figures like Culture Consultant Meri Diasamidze help this heritage reach wider audiences.

Cultural Activities and Courses: Continuous Engagement with the Public

Artistic Events and Music Education for a Vibrant Cultural Life

The center hosts a wide range of activities. Alongside various exhibitions, concerts and performances, another important department is the music program.
From traditional Georgian instruments to modern ones, music lessons offered at the center enrich Batumi’s musical potential.
These trainings help discover individual talent while also laying the groundwork for collective musical projects, adding vitality to the city’s artistic life.

Batumi State Art Center successfully maintains continuous communication with the public through cultural events and diverse courses.
Throughout the year, festivals, seminars, panels and special day celebrations bring the people of Batumi and visitors together with art and culture.
These events bring together artists, academics and art enthusiasts from different disciplines, creating opportunities for knowledge and experience sharing.

This visit was not just a trip; it was a journey where culture was reborn and art breathed once again.

yilmazparlar@yahoo.com


#BatumiCulture, #AjaraFolkArtSchool, #GeorgianDance, #CaucasusCulture, #FolkArt, #CulturalHeritage, #MeriDiasamidze, #BatumiTrip, #GeorgianFolklore, #CulturalExchange, #TraditionalArt, #FolkDance, #BatumiExperience, #GeorgiaTravel, #CaucasusArts, #FolkCostumes, #CulturalEducation, #VakhtangBeridze, #Handcrafts, #MakrameArt, #KeceArt, #FolkInstruments,

#BatumiCulture, #AjaraFolkArtSchool, #BatumiStateArtCenter, #GeorgianDance, #CaucasusDance, #GeorgianFolklore, #FolkArts, #TraditionalCrafts, #MacrameArt, #FeltArt, #CulturalHeritage, #MeriDiasamidze, #VakhtangBeridze, #GeorgianMusic, #CulturalEducation, #FolkCostumes, #CaucasusCulture, #BatumiArts, #CulturalAmbassador, #GeorgiaTravel, #FolkArtSchool, #HandicraftWorkshop, #TraditionalArts, #CulturalExchange,

31 Ocak 2026 Cumartesi

Bana Bir Dakika Verin-Yılmaz Parlar

 

Enstalasyonu Dansın Sınırlarını Nasıl Aşıyor?

Özgürlüğün Bedendeki Sureti

Dans, insan bedeninin taşıdığı kimliği ve hikâyeyi zamanın dışına çıkararak görünür kılabilir mi?
Doria Belanger ile Benttt’nin “Bana Bir Dakika Verin” projesi, tam da bu soruya radikal bir yanıt sunuyor.

Özgürlük, bedenin kendi ritminde saklıdır.

Bir dakikaya sığan hareket, her dansçının kendine özgü iç sesini, kültürünü, hafızasını ve kimliğini aralayıp ortaya çıkarıyor.

Zamanın kaldırıldığı bu deneyimde özgür dansçılık, bireyin kendi bedenine ait olma hakkını, ifade özgürlüğünü ve sınır tanımayan bir yaratıcı evreni temsil ediyor. Mekân, zaman ve kimlik birbirine karışıyor; beden ise birer “özgürlük manifestosu” hâline geliyor.

Fransa İstanbul Başkonsolosu Nadia Fanton’un Katılımıyla

If Istanbul'da Unutulmaz Bir Gece
Dorıa Belanger & Benttt’den “Bana Bir Dakika Verin”

Zaman, Beden ve Hareketle Yazılan Bir Dijital Şiir

20 Ocak 2026 Cuma akşamı Institut Français İstanbul Sergi Salonu, uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir dijital-dans enstalasyonuna ev sahipliği yaptı. Küratörlüğünü Doria Bélanger’in yaptığı, teknolojik yaratımını ise Benttt kolektifinin üstlendiği “Bana Bir Dakika Verin ” projesi, mekânı ışık, hareket ve dijital bedenlerle adeta yeniden kurguladı.

Bir dakikalık dans portrelerinden oluşan ve bugün dokuz ülkeyi kapsayan uluslararası bir koleksiyon hâline gelen proje, izleyiciye zamanın akışını izlemek yerine onu hissetmeyi öneren büyüleyici bir atmosfer sundu.

Her Beden Bir Hikâye, Her Hareket Bir Kimlik

Belanger’in nötr bir ortamda tek plan çektiği videolarda beden, tek ve en güçlü ifade aracına dönüşüyor.
Bir dakikalık süre ise yoğunlaştırılmış bir özgürlük alanı yaratıyor:

Jestlerin tekrarı kimliğin derin katmanlarını ortaya çıkarıyor.

Zaman kaldırıldığında her dansçı kendi hikâyesinin ritmine kavuşuyor.

Farklı ülkelerden gelen dansçılar, görünmez bir hatla birbirlerine bağlanıyor.

Bu serginin Türkiye ayağında Halil İbrahim Aygun, Ece Çamlı, Mustafa Kaplan, Melih Kıraç, Serap Meriç, Canan Yücel Pekiçten, Leyla Postalcıoğlu, Kamola Rashidova ve Yunus Emre Şahin gibi çağdaş dansın önemli isimleri yer aldı.
Portreler, hem Türkiye çağdaş koreografi sahnesinin dinamizmini hem de evrensel dans dilinin eşsiz çoğulluğunu gözler önüne serdi.

Başkonsolos Nadıa Fanton’dan Özel Açılış Konuşması

Fransa İstanbul Başkonsolosu Nadia Fanton, açılış konuşmasında projenin kültürel önemine değindi:

“Her bir dansçı, dünyada var olmanın bambaşka bir bütünlüğünü gösteriyor.
Türkiye’den katılan sanatçılarla bu koleksiyon daha da zenginleşti.
Bu proje, çağdaş sanatın kalbinde yer alan çeşitliliği ve yaratıcılığı güçlü bir şekilde görünür kılıyor.”

Fanton, serginin İzmir’de de sunulacağını belirterek Türkiye’deki kültür ve sanat hareketliliğine katkıda bulunmaktan duyduğu memnuniyeti vurguladı.

DORIA BÉLANGER, “Bedenin içinden doğan hareket, kimliğin kapısını açıyor.”

Sanatçı, projeyi ilk kez 2015’te tasarladığını belirterek şöyle konuştu:

“Amacım, bedenin içinden doğan hareketi yakalamak ve ona alan açmaktı.
Bu proje farklı bedenlerin, kültürlerin ve hikâyelerin nasıl bir arada var olabileceğini gösteriyor.
Gece, özgürlük ve sınırsızlık demektir; aynı dakika içinde bile artık sınırlar yok.”

Belanger, Türk dansçılarla çalışmanın projenin evrensel boyutunu güçlendirdiğini ifade etti.

Çizer Benttt, Hareketten Doğan Çizgiler

Videolardan aldığı anlık duruşları çizgisel forma taşıyarak hareketin enerjisini kâğıda aktarıyor.
Çizimler, bedenin dijital izini fiziksel bir “hareket belleği”ne dönüştürüyor.
Böylece dans, ekrandan çıkarak mekânda yeni bir boyuta geçiyor.

Dorıa Bélanger İle Özel Röportaj

Her Bir Dansçıya Kendini Anlatabileceği Bir Alan Vermek İstedim

Belanger, proje fikrinin kökenini şöyle açıkladı:

Dansçıları görünür kılma arzusu

“Dansçıların aynı anda birçok kişiye mal olması beni hep düşündürmüştü.
Onları gerçekten tanıyabilecekleri, kendilerini gösterebilecekleri bir alan yaratmak istedim.”

Tek ortak kural: Bir hareketin birikimi

“Tüm dansçılar için ortak bir öneri vardı:
Bir hareketi tekrar et, ona yoğunlaş, içinden gelen ritmi serbest bırak.
Tekrar, kimliğin en içteki katmanlarını ortaya çıkarıyor.”

Beden içinden doğan kimlik

“Bir dansçıyı keşfetmek, aslında onun düşünme ve var olma biçimine temas etmektir.”

Sınırları kaldıran gece

“Gece, özgürlük demektir.
‘Bana bir dakika ver’ dedim ama o bir dakika içinde bile artık hiçbir sınır yok.”

Bitmeyen bir proje

“Yeni ülkeler, yeni bedenler, yeni kimlikler…
Bu koleksiyon dünyanın hareket haritası olmaya doğru gidiyor.”

Enstalasyonun Sanatsal Önemi

Bu proje yalnızca bir dans çalışması değil;
kimlik, beden, zaman, hafıza ve özgürlük üzerine çok katmanlı bir sanat araştırması.

Dansın dijital teknolojiyle birleştiği yeni bir anlatım dili kuruyor.

Kültürler arası diyaloğu hareket üzerinden görünür kılıyor.

Bedenin bireysel ifadesini kolektif bir hafızaya dönüştürüyor.

Küresel çağdaş dans sahnesinin en özgün projelerinden biri olarak kayda geçiyor.

Sergi Tarihleri

30 Ocak 2026 – 15 Mart 2026
Institut Français İstanbul – Sergi Salonu
Ziyaret günleri: Pazartesi–Cumartesi / 10:00–18:00

yilmazparlar@yahoo.com

23 Kasım 2025 Pazar

Sonsuz Tiyatro’da Şen Kızlar-Yılmaz Parlar

  

Sonsuz Tiyatro’da Kahkaha Dolu Bir Gece

Tiyatro, Sinemanın Görünmeyen Omurgasıdır

Tiyatro sahnesi, bir oyuncunun gerçek ustalığa ulaştığı en saf, en zor ve en öğretici alandır. Sahnede nefes almak, doğaçlamak, seyirciyle aynı anda aynı duyguyu paylaşmak; sinemanın kamerayla yakalayamayacağı kadar canlı, derin ve öğretici deneyimler sunar.

Bu yüzden “İyi tiyatro oyuncusu, iyi sinema oyuncusudur” sözü boşuna söylenmemiştir. Çünkü tiyatro oyuncuya yalnızca rol değil; ritim, zamanlama, tepki, duygu kontrolü ve karakter derinliği kazandırır.
Hele ki komedi… Komedi oynayan bir oyuncu; trajediyi de, dramı da, romantizmi de ustalıkla canlandırır.

Zira komedi; zeka, refleks, sahne hâkimiyeti ve izleyicinin nabzını anında tutabilme gibi benzersiz yetenekler ister. Komediyi iyi oynayan, aslında tüm karakterleri oynayabilecek ustalığa ulaşmış demektir.

Gala Gecesi Büyüledi

Sonsuz Tiyatro’nun sımsıcak atmosferinde sahnelenen tek perdelik komedi oyunu “Şen Kızlar”, 22 Kasım 2025 Cumartesi akşamı gerçekleştirdiği gala ile seyirciyi kahkahaya boğdu.

 “Sanatın sonsuz yolculuğu” sloganıyla yola çıkan tiyatro, yine dolu dolu bir salonla yeni sezonun en neşeli oyununa ev sahipliği yaptı.

Karakterlerin Ruhu Tek Bir Oyuncuda: Derya Şen

Edebiyatta bir söz vardır: “Yazar, kahramanını kendi ruhundan doğurur.”
“Şen Kızlar” tam da bu tanımın sahnedeki karşılığı oldu.

Oyunun hikâye ve proje tasarımına imza atan Derya Şen Akbacak, adeta oyundaki tüm kadın karakterlerin duygusunu, coşkusunu ve iç dünyasını kendi ruhunda harmanlayarak sahneye taşımıştı.

Karakterlerin her biri farklı bir kadın tiplemesi gibi görünse de, hepsinin özünde Derya Şen’in sanatsal zekâsı, gözlem gücü ve yaratıcı enerjisi hissediliyordu.

Oyunculuklar Kusursuz, Roller Tam Oturmuş

Sahnedeki tüm oyuncular;
Derya Şen Akbacak, Ceyhun Demirkollu, Tuğçe Nalbantoğlu, Nergis Baca, Neda Sözbir, Zeynep Cil, Elif Turna ve Gökhan Yetiş
rollerini öylesine ustalıkla canlandırdı ki, karakterler yalnızca oynanmadı; yaşandı.

Komedi temposu hiç düşmeyen oyunda beden dili, jestler, mimikler ve diyaloglar o kadar yerli yerindeydi ki seyirci kahkahasını tutamadı.
Rollerin her oyuncu üzerinde “tam oturmuş” olması, oyunun yüksek enerjisini gala boyunca hiç kaybetmemesini sağladı.

Sonsuz Tiyatro’nun Sıcacık Dünyası

Galanın gerçekleştirildiği Sonsuz Tiyatro, butik yapısıyla izleyiciyi sahneye yaklaştıran, samimi atmosferiyle oyuncu-seyirci bağını güçlendiren bir mekân.
Bu yakınlık “Şen Kızlar” gibi enerjisi yüksek komedilerde adeta bir avantaja dönüşüyor; kahkahalar duvarlardan geri dönüyor, oyuncuların enerjisi salonun her köşesine yayılıyor.

Bir Eğitimci ve Sanat Fabrikası; Derya Şen

Derya Şen’i yalnızca başarılı bir oyuncu, senarist ve proje oluşturucu olarak tanımlamak artık yeterli değil.
O, derin bir sanat vizyonuna sahip bir eğitmen, bir yol gösterici, bir sanat üreticisi.

Kurucusu olduğu Derya Şen Akademi, bugünün ve yarının sahne sanatçılarını yetiştiren bir sanat atölyesi gibi çalışıyor.
Yalnızca oyunculuk eğitmekle kalmıyor; öğrencilerine karakter analizi, sahne hâkimiyeti, jest-mimik çalışmaları ve sektör bilinci kazandırıyor.
Derya Şen, akademisinde yetiştirdiği oyunculara yalnızca bilgi değil, aynı zamanda sahne fırsatları da sağlayarak Türkiye’de nadir görülen bir “tam döngülü eğitim modeli” sunuyor.

Bugün sahnede duran birçok genç oyuncunun özgüveni, beden dili ve karakter derinliği, arkasında duran bu güçlü eğitmenin emeğinin bir sonucu…

Derya Şen, Sahnenin ve Perdenin Çok Yönlü Gücü

Derya Şen; sahnede bir karakter ustası, kamera karşısında güçlü bir oyuncu, kalemiyle hikâye kuran bir senarist, sesiyle karakterlere hayat veren bir ses sanatçısı, genç yeteneklere yol açan bir eğitmen…

Uzun yıllardır hem sinema hem tiyatro dünyasında üreten, rol alan, proje geliştiren ve sanatçı yetiştiren çok yönlü bir değer.
“Şen Kızlar”ın enerjisinin bu kadar yüksek olmasının en büyük sebebi de işte bu çok yönlü sanat aklının oyunun her noktasına işlemiş olması.

Emeği Geçenler

Yazan: Serdar Saraçoğlu
Yöneten: Gökhan Yetiş
Hikâye – Proje: Derya Şen Akbacak
Ses – Işık: Yılmaz Furkan Yetgin
Sanat Yönetmeni: Serkan Akdağ
Sanat Asistanı: Eren Zafer
Afiş Tasarımı: Mert Güner
Yapımcı: Mert Ozan Düz – Derya Şen Akbacak

Şen Kızlar, Bu Sezonun En Keyifli Komedi İşlerinden Biri

Sonsuz Tiyatro seyircisi, gala sonrası salondan gülen yüzlerle ayrıldı.
“Şen Kızlar”, mizahın dozunu ayarlayışı, oyuncuların güçlü performansları ve Derya Şen’in sanat vizyonunun sahneye yansımasıyla sezonun en taze ve keyifli oyunlarından biri olmaya aday.

yilmazparlar@yahoo.com

16 Eylül 2025 Salı

İKSV-18. İstanbul Bienali-Yılmaz Parlar

  

Üç Ayaklı Kedi ile Kapılarını Açıyor

Sanat, Direniş ve Umut İçin Bir Çağrı

Küratör Christine Tohmé'den güçlü mesaj; "Filistin'deki soykırım durdurulmalı. Sanatımız, dünyada ezilenlerin sesi olsun diye." 30'u aşkın ülkeden 47 sanatçının eserleri, 8 mekânda ücretsiz sergilenecek.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından, 2007-2036 ana sponsoru Koç Holding'in desteğiyle düzenlenen 18. İstanbul Bienali, bu yıl alışılmışın dışında bir formatta, "Üç Ayaklı Kedi" başlığıyla sanatseverlerle buluşuyor.

Küratörlüğünü Lübnanlı küratör Christine Tohmé'nin üstlendiği bienalin, üç yıla yayılacak olan uzun soluklu yolculuğunun ilk ayağı, 20 Eylül - 23 Kasım 2025 tarihleri arasında, Beyoğlu-Karaköy hattındaki birbirine yürüme mesafesindeki 8 farklı mekânda ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.

Bienalin detaylarının paylaşıldığı Basın Buluşması, bienal mekânlarından biri olan Eski Fransız Yetimhanesi Bahçesi'nde gerçekleştirildi.

Toplantıya, İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç, İstanbul Bienali Direktörü Kevser Güler ve Küratör Christine Tohmé katıldı.

Tohmé'den Dünyaya Sanatla Siyasi ve Duygusal Bir Çağrı

Basın toplantısında en dikkat çekici konuşma, bienalin küratörü Christine Tohmé'den geldi. Tohmé, konuşmasına katılımcılara teşekkür ederek başlasa da, sözlerini hızla dünyada yaşananlara ve sanatın rolüne getirdi. Duygusal ve politik olarak "inişli çıkışlı" bir dönemden geçildiğini vurgulayan Tohmé, "Tarihin çok karanlık bir bölümüne tanıklık ediyoruz" ifadelerini kullandı.

Tohmé, konuşmasında özellikle Filistin, Sudan ve Kongo'daki duruma dikkat çekerek, "Çalışmamız aracılığıyla dünyada ezilen insanların ve her gün en korkunç suçlara tanık olanların hissiyatlarını biraz olsun değiştirmeye çalışırız" dedi. Yaptığı işin, hayatını kaybeden herkese bir "armağan" olduğunu söyleyen Tohmé, şu sözlerle konuşmasını sürdürdü:

"Filistin'de yaşanan soykırımı durdurmak zorundayız. Çünkü dünyanın bir köşesinde, sadece yaşama, var olma ve topraklarına sahip olma hakkı istedikleri için masumca katledilen birileri varken koltuklarımıza yatıp uzanamayız... Bazen aptal ve naif hissediyorum, ama bu inanç kalbimde var ve buna sınırsız bir şekilde inanıyorum."

Tohmé, bienalin kavramsal çerçevesini anlatırken de, sanatı bir "tanıklık biçimi" ve "ısrar göstergesi" olarak tanımladı. Bienalin, "öz-koruma" ve "gelecek" temaları etrafında, kahkaha, reddetme ve büyülenme tonlarında şekillendiğini ifade etti.

Eczacıbaşı, "İstanbul ve Bienal Birbirine Güç Verdi"

İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, 38 yıldır düzenlenen bienalin İstanbul'u dünya çapında bir sanat merkezi haline getirme vizyonlarının en önemli adımlarından biri olduğunu belirtti. "Şehrin dokusu, dinamizmi bienale esin kaynağı olurken, bienal de İstanbul'un tarihini, kültürünü, güncel yüzünü dünyaya açtı" diyen Eczacıbaşı, Koç Holding'in uzun soluklu sponsorluğunun bienali ücretsiz erişilebilir kıldığını vurgulayarak tüm destekçilere teşekkür etti.

Ömer M. Koç, "Sanat, Toplumsal İlerlemenin Temel Ölçütüdür"

Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer M. Koç ise, Atatürk'ün "Güzel sanatlarda muvaffakiyet, bütün inkılapların muvaffak olduğunun en katî delilidir" sözünü hatırlatarak başladığı konuşmasında, sanatın toplumsal varoluşun temel unsurlarından biri olduğunun altını çizdi. Belirsizliklerle dolu bir çağda sanatın yaratıcı cesaretine ve sorgulamasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu söyleyen Koç, "Bienalin bu yılki konsepti 'Üç Ayaklı Kedi', eksiklik gibi görünen durumların aslında yeni bir denge kurma biçimine dönüşebileceğini bizlere hatırlatıyor" dedi.

Yürüyerek Keşfedilecek Bir Bienal

  1. İstanbul Bienali, ziyaretçilerini İstanbul'un tarihi dokusu içinde yürüyerek bir keşfe davet ediyor. Sergilenecek 8 mekân şunlar:

Elhamra Han: İstiklal Caddesi'nde, bienal için ilk kez kullanılacak.

Eski Fransız Yetimhanesi Bahçesi: Filistinli sanatçı Khalil Rabah'ın yerleştirmesine ev sahipliği yapacak.

Meclis-i Mebusan 35

Külah Fabrikası: Eski bir dondurma külahı fabrikası.

Zihni Han: Bienal için önemli bir restorasyonla yenilendi, ilk kez halka açılıyor.

Galeri 77: Eski bir depo.

Muradiye Han, Restore edilen tarihi bina.

Galata Rum Okulu, Kapsamlı restorasyonun ardından bienale geri dönüyor.

Küratör Tohmé, ziyaretçilere "Tek bir taksiye bile binmenize gerek kalmayacak. Keyfini çıkaracaksınız. İki buçuk saatte yürüyerek yapabilirsiniz ama eserlerle etkileşim kurmak iki buçuk gün sürüyor" çağrısında bulundu.

18. İstanbul Bienali, "Üç Ayaklı Kedi"
Tarih: 20 Eylül - 23 Kasım 2025
Mekânlar: Beyoğlu-Karaköy hattındaki 8 farklı nokta
Katılım: Ücretsiz
Sanatçı Sayısı: 30'u aşkın ülkeden 47 sanatçı
Eser Sayısı: 100'ün üzerinde

Küratörün Sesi: Christine Tohmé, bienali "dünyada ezilenlerin hissiyatını değiştirmeye adanmış bir çalışma" olarak tanımlıyor.

Siyasi Vurgu: Açılış konuşmasında Filistin, Sudan ve Kongo'daki duruma dikkat çekilerek "soykırım" ifadesi kullanıldı.

Üç Yıllık Yolculuk: Bienal, geleneksel formatı kırıyor; sergi, kamusal program ve akademi çalışmalarıyla 2027'ye kadar sürecek.

Yürüyerek Sanat: Tüm mekânlar yürüme mesafesinde. Ziyaretçiler şehrin dokusu içinde tam bir deneyim yaşayacak.

Zihni Han'ın Açılışı: Tarihi Zihni Han, büyük bir restorasyonla bienal sayesinde ilk kez kapılarını açıyor.

yilmazparlar@yahoo.com

21 Haziran 2025 Cumartesi

Dorsay’lar Damgasını Vurdu-Yılmaz Parlar

  

Sanatın Zirve Gecesi

Yeni Tiyatro & Yeni Sinema Ödülleri’nde Ustalara Alkış Yağmuru

Mecidiyeköy Torun Center Büyük Sahne, 20 Haziran 2025 Cuma gecesi...
Sanat dünyasının kalbi, tiyatro ve sinemanın emekçilerini onurlandırmak üzere bu özel gecede attı.

12. Uluslararası Yeni Tiyatro Dergisi Emek ve Başarı Ödülleri ile Yeni Sinema Dergisi'nin ilk kez ortaklaşa düzenlediği bu prestijli organizasyon, bir nevi sanatın bayramı oldu.

Geceye Damgayı Vuranlar, Dorsay’lar
Usta sinema eleştirmeni, yazar ve kültür insanı Atilla Dorsay, 50 yılı aşkın sanat yolculuğunun simgesi olarak "Onur Ödülü"ne layık görüldü.
Eşi, kültür destekçisi Leman Dorsay ise "Sanata Katkı Ödülü" ile takdir edildi.
İkili, yalnızca birbirlerine değil, Türkiye’de sanatın hafızasına ve ruhuna verdikleri katkıyla alkış yağmuruna tutuldu.

Atilla Dorsay, sadece bir eleştirmen değil; sinemanın vicdanı, belleği, zarafeti ve duruşudur. Her satırıyla yeni bir bakış açısı kazandıran, yıllar boyu kuşaklara ışık tutan bu büyük duayeni ayakta alkışlamak yetmez. Eşi Leman Dorsay ise onun yanında değil, daima onunla birlikte sanata gönül vermiş gerçek bir kültür neferi…

Emekle Gelen Zafer, Gülenay Börekçi & Özgür Kalyoncu
“Emek Ödülleri”nin bu yılki sahipleri, tiyatro alanında yıllardır fikirleri ve üretimleriyle katkı sunan Gülenay Börekçi ile Özgür Kalyoncu oldu.

Her iki isim de sahnelerin arka planındaki görünmez kahramanlardan… Onlara verilen ödüller, sadece bireysel başarılarının değil, sanatın mutfağındaki emeğin de değer gördüğünün göstergesiydi.

 “Sahne sadece oyuncularla değil, perde arkasındaki fikirle, sözle, yazıyla, araştırmayla ayakta durur. Börekçi ve Kalyoncu’nun katkıları bu yapının temel taşlarıdır.”

Gecenin Sahnesinde Duygular Vardı


Sunucular Korhan Abay ve Arzu Yanardağ gecenin ruhunu ustalıkla taşıdı. Korhan Abay’ın şiirsel sunumu, izleyicileri adeta duygusal bir yolculuğa çıkardı.
Sahneye davet edilen isimler arasında Halil ErgünDemet EvgarAyşen İnciTilbe SaranCansu TopçuKerem AkçaSeray Şahinler gibi birbirinden değerli sanatçılar vardı.

Gecenin müziksel nefesi ise usta piyanist Tuluğ Tırpan’dan geldi. Mini konseri, sanatın evrensel duygusunu yansıttı.

Jüri Başkanı Erbil Göktaş,

“Kaosun ve karanlığın içinde sanat bir kandildir. Bu ödüller yalnızca başarıyı değil, karanlığa inat direnen ışığı da onurlandırır.”

Yayın Yönetmeni Sayım Çınar’dan,

“Yeni Tiyatro Dergisi 20 yaşında, bu yıl sinema ile buluştu. Artık daha güçlü bir sahnemiz var.”

Ustalıkla Geçmiş Bir Ömür, Atilla Dorsay’dan Alçakgönüllü Teşekkür:

“Emek benim için en kıymetli şeydir. Üretmeye devam ediyorum çünkü seviyorum. Mimarlığı da, müziği de, sinemayı da…”

Leman Dorsay’dan Etkileyici Vurgu,

“Kadınların yaşam yolculuğunda ışık olmak istiyorum. Kültürle, sanatla, dayanışmayla…”

Sanatın Onur, Emek ve Umutla Buluştuğu Gecede Birlik Mesajı
Bu ödüller sadece birer plaket değil. Bir neslin emeği, bir kuşağın direnci ve sanatın geleceğine duyulan inancın belgesi.

Sanat bir direniştir. Bu gece ise o direnişin ne kadar zarif, tutkulu ve kalıcı olduğunu gösterdi. Dorsay’larla taçlanan bir ödül töreni, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de ilhamı oldu.

yilmazparlar@yahoo.com

20 Haziran 2025 Cuma

Dört Kapı Anadolu Rüyası Lansmanı-Yılmaz Parlar

 

Anadolu’nun Kültür Hazinesi “Dört Kapı”yla Sahneye Taşındı

Forte Kültür Sanat Akademisi’nden Kültürel Bir Diriliş Hareketi

Forte Kültür Sanat Akademi’nin öncülüğünde hayata geçirilen “Anadolu Rüyası” projesi, bu yıl “Dört Kapı” temasıyla sahneye taşınıyor.

Kültürel mirası genç kuşaklara aktarmayı hedefleyen proje, yurt içi ve yurt dışında elde ettiği başarılarla dikkat çekiyor. Litvanya, Güney Kore ve Jeju Adası’nda Türkiye’yi başarıyla temsil eden ekip, 2025 yılında Brezilya’da yapılacak uluslararası yarışmada da sahne alacak.

Topkapı Kültür Parkında 19 Haziran 2024 Perşembe günü Lansmanı yapılan projenin açılış konuşmalarını Akademinin kurucusu ve projenin genel sanat yönetmeni Okan Gürbüz, İpek Yolu Kamu Diplomasisi ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Başkanı Seyfullah Türksoy, Anadolu Folk Grubu Kurucusu ve Başkanı Göksenin İleri, yaptılar.

Akademinin kurucusu ve projenin genel sanat yönetmeni Okan Gürbüz, 28 yıllık halk dansları birikimiyle bu rüyayı 2015 yılında başlattı.

Lise ve üniversite öğrencilerine yönelik hazırlanan proje, sadece dans eğitimiyle sınırlı kalmayıp yaşam kültürü, sahne disiplini, makyaj ve kostüm gibi alanlarda da kapsamlı bir eğitim sunuyor.

Ankara, İzmir, Uşak ve Giresun gibi şehirlerde 8 ay boyunca süren çalışmalar sonucunda, 60 öğrenci 29 Haziran’da Ankara’da büyük bir gösteriyle sahne alacak.

Proje kapsamında Pomak, Bektaşi ve Süryani kültürlerinden esinlenilen danslar eşliğinde birlikte yaşamanın zenginliği yeniden yorumlanıyor. “Dört Kapı” temasıyla izleyiciyi mistik bir yolculuğa çıkaran gösteri, Anadolu’nun çok katmanlı kültürel yapısına dikkat çekiyor.

29 Haziran'daki gösterimin ardından proje Giresun, İzmir ve İstanbul’da sahnelenmeye devam edecek. Anadolu’nun kadim kültürünü yaşatmak adına önemli bir adım olan bu proje, aynı zamanda uluslararası arenada Türkiye’nin kültürel gücünü temsil etme hedefi taşıyor.


Anadolu Rüyası “Dört Kapı”yla Yeniden Hayat Buldu.
Forte Kültür Sanat Akademisi'nin kurumsal çatısı altında hayata geçirilen "Anadolu Rüyası" projesi, bu yıl “Dört Kapı” temasıyla başta Ankara olmak üzere birçok şehirde sahneye taşınıyor. Pomak, Bektaşi ve Süryani kültürlerinden ilham alan gösteri, Türk kültürünün zenginliğini ve çok sesliliğini sahneye taşıyor.

Forte Kültür Sanat Akademisi, Türkiye’de Bir İlk

Kurucu Okan Gürbüz: “Bu Rüya, Anadolu'nun Rüyasıdır”

Projenin mimarı, aynı zamanda genel sanat yönetmeni Okan Gürbüz, lansman konuşmasında; “Bu bir çocuğun rüyası olarak başladı. 28 yıl boyunca Anadolu'nun zengin kültürel mirasını sahnede taşımaya adadım kendimi. 2015'te ‘Anadolu Rüyası’ ile gençlere bu mirası aktarmak için yola çıktık. Sadece dans değil; yaşam biçimi, geleneksel bilgi, sahne makyajı ve kostüm eğitimleri de verdik.

Projeyi Diyarbakır'dan Edirne'ye, Adana'dan Giresun'a kadar yaydık. Bu yıl 60 öğrencimiz sekiz ay boyunca İzmir, Uşak ve Giresun’da hazırlandı. 29 Haziran’da Ankara’da sahne alacaklar. Ardından İstanbul, Giresun ve İzmir’de gösterilere devam edeceğiz. Bu proje, geleneksel formata sadık kalan ama geleceğe bakan bir kültür hareketidir.”

“Dört Kapı”, Farklı Kültürlerin Ortak Sesi

Bu yılki tema olan “Dört Kapı”, Pomak, Bektaşi ve Süryani kültürlerinden izler taşıyor. Her biri Anadolu’nun çok sesli kültürel mozaiğini temsil eden bu unsurlar, danslarla ve anlatılarla sahnede can buluyor. Gösteri, 55 dakikalık dramatik bir anlatımla seyirciyi dört farklı kapıdan geçirerek kadim bilgeliğe ulaştırıyor.

Seyfullah Türksoy, “Bu Kültür Markalaşmalı”

İpek Yolu Kamu Diplomasisi ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Başkanı Dr.Seyfullah Türksoy, etkinlikte yaptığı etkileyici konuşmada şunları söyledi:

“Otuz beş yıldır Türk dünyasının her coğrafyasında kültürel diplomasi için çalıştım. Anadolu kültürü dünyanın en zengin hazinelerinden biridir ama ne yazık ki markalaşmayı başaramadık.

Marmaris’te, Kuşadası’nda sahnelenen yoz şovlar yerine kendi halk danslarımız, kültürel değerlerimiz tanıtılmalıydı. ‘Anadolu Rüyası’, bu eksikliği akademik bir yaklaşımla kapatıyor. Bu kıymetli projeyi gönülden destekliyoruz.”

Göksenin İleri, “Bu Gençlik Umut Veriyor”

Anadolu Folk Grubu’nun kurucusu ve usta eğitmen Göksenin İleri, sahneden gençlere ve projeye destek verdi; “Bu işi yıllardır yapan biri olarak söyleyebilirim ki; Okan Gürbüz’ün bu yolda yürümeye devam etmesi bizi hem mutlu ediyor hem gururlandırıyor. Her zaman yanındayım. Gençlerin bu projeye gönül vermesi, kültürümüzün yaşaması için büyük bir umut kaynağı.”





Sunucudan Mesaj, “Bu Sadece Bir Gösteri Değil, Kültürel Bir Davettir”

Etkinliğin sunucusu, lansmanın kapanışında; “Bu sadece bir sahne gösterisi değil; bu toprakların sesi, göçen geleneklerin hatırlatılması ve geleceğe bir çağrıdır. Anadolu Rüyası, hepimizi bu dört kapının ötesine, birlikte yaşamanın, üretmenin ve anı yaşatmanın değerine davet ediyor.”

Dünya Sahnesinde Anadolu Rüyası

Forte Kültür Sanat Akademisi'nin başarıları sadece yurt içiyle sınırlı değil. Litvanya, Güney Kore ve Jeju Adası’nda alınan dünya birincilikleri, Türkiye’yi uluslararası arenada başarıyla temsil ediyor. Bu yıl Brezilya’daki bir uluslararası festivale katılacak olan ekip, kültürel diplomaside yeni bir adım atmaya hazırlanıyor.

Gelecek Turne Takvimi

29 Haziran – Ankara Gösterimi
Temmuz – Giresun ve İzmir Gösterileri
Sonbahar 2025 – İstanbul Gösterimi ve ardından uluslararası turne

yilmazparlar@yahoo.com

.


16 Haziran 2025 Pazartesi

ŞATTAFAT-Yılmaz Parlar

  

Sanatın Göz Kamaştıran Çığlığı

ŞATTAFAT” Sergisi Azarnegari Art House’da Büyüledi

Sanat, yüzeyin ardında saklanan hakikatleri cesurca anlatabildiğinde gerçek anlamını bulur. “ŞATTAFAT” sergisi tam da bunu yaptı: Estetiği bir sığınak değil, bir uyanış aracı olarak kullanarak izleyicisini hayranlıkla sarstı.

Azarnegari sanatını dünyaya kazandıran efsanevi sanatçı Ahad Saadi’nin kurucusu olduğu Azarnegari Art House, etkileyici bir sanat etkinliğine daha ev sahipliği yaptı.

Azarnegari Art House, Sanat Merkezi direktörü Handan Oksal gelen misafirlerle ayrı ayrı ilgilendi.

Sanatçı Ayça Şen’in dört yıldır sürdürdüğü “Yeteneksizler için Resim Atölyesi”nin altıncı sergisi olan “ŞATTAFAT”, izleyiciye yalnızca sanat değil; estetik, kültür, politika ve toplumsal cinsiyet üzerine derin bir sorgulama sundu.

Kadın Bedeninin Sessiz Çığlığı ve Görünürlüğün Ekonomisi

Sergi, özellikle kadın bedeni üzerinden şekillenen toplumsal beklentileri, görsel normları ve muhafazakâr estetiği sarsıcı biçimde gözler önüne serdi. Muhafazakârlığın ve tüketim kültürünün iç dünyamıza nasıl sızdığına dair çarpıcı bir sorgulama sunan sergi, sadece estetik değil, aynı zamanda bir zihinsel devrim teklif etti.

Kadın bedeni, gündelik jestler, arzular ve estetik normlarla örülü bir koreografi içinde sunulurken, sanatçılar “kadın” kimliğinin sistem tarafından yeniden tanımlanma çabasını teşhir etti. “Görev yalnızca görünmek değil; göze uygun görünmek, estetikle rıza üretmek” fikri, serginin ana eksenini oluşturdu.

Dolay Özdinç Göğüş’ten Unutulmaz Performans: ‘Ortadoğu Yine Yanıyor’

Serginin en dikkat çekici anlarından biri, Dolay Özdinç Göğüş’ün yuvarlak halı üzerinde gerçekleştirdiği performans oldu.

Oryantal ezgilerin eşlik ettiği bu anlatı, sadece bir dans değil; ideolojik ortaklıklara ait arzuların ve coğrafyanın kadın bedeni üzerinden yazdığı kaderin sembolik temsiliydi. Göğüş’ün ifadesiyle:

“Ortadoğu yine yanıyor. Sahnedeki figür hâlâ aynı: Birileri birileri üzerinden insanlık suçlarını, nefret şartlarını intikam ateşiyle aklileştirmeye çalışıyor.”

Bu performans, kadının sesi bastırılmış, bedeni gözetim altına alınmış dünyasında aslında söylenemeyenlerin çığlığıydı. Yüzeyde şatafat, derinde çöküştü.

Kolektif Anlatının Gücü: Doğa, Döngü, Kadın ve Zaman

Angelina Zeynep Trupia, Neslihan Hüsna, Sürayya Kurt gibi sanatçılar; doğa, zaman ve kadının dişil yaratım gücü üzerine kurulu eserleriyle dikkat çekti. Bu eserlerde doğa ve kadının birlikte döngüsel bir bütünlük oluşturduğu, bereket ve doğurganlık sembolleriyle derin bir bağ kurulduğu görüldü.

Şatafat burada yalnızca maddi ihtişamı değil, yaşamın göz kamaştırıcı karmaşasını da temsil eden bir metafora dönüştü.

Ahad Saadi’den Barış Çağrısı ve Kültürel Güç Vurgusu

Açılış konuşmasında Ahad Saadi, sanatın evrensel diliyle barışı yüceltirken, İran kültürünün kadim gücüne de vurgu yaptı.

“Sanat, barışın en güçlü taşıyıcısıdır. Azarnegari sanatıyla amacımız; farklılıklarımızla birlikte daha zengin, daha güçlü bir dünya kurmak. İran; sanatı, kültürü ve halkının dirayetiyle bu yolda önemli bir köprü olmaya devam edecektir.”

Sergi 21 Haziran’a Kadar Açık

Sanatseverlerin büyük ilgi gösterdiği sergi, açılış sonrası düzenlenen açık artırmayla da koleksiyonerlere ulaşma şansı sundu. “ŞATTAFAT”, 21 Haziran’a kadar Azarnegari Art House’da ziyaret edilebilir.

ŞATTAFAT, yalnızca bir sergi değil, sanatın direnişe dönüştüğü bir manifesto… Bu sergiyle birlikte estetiğin sadece göz alıcı bir yüzey değil, yüzeyin altında saklı hakikatin dili olabileceği bir kez daha kanıtlandı. Sanat adına, cesaret adına, kadın adına Mükemmel

yilmazparlar@yahoo.com

Batum’da Halk Sanatlarının Kalbi-Yılmaz Parlar

    Batum'un Kültürel, Devlet Sanat Merkezi, Gelen ekleri Canlandırıyor, Yeni  Nesilleri Sanatla Buluşturuyor Ajara Halk Sanat Okulu – K...